Kullanıcı Deneyimi Peteği
Semantic Studios‘un kurucusu Peter Morville, müşterilerinin sadece kullanılabilirlikle yetinmeyip daha da ilerisini düşünmelerini sağlamak adına, arkadaşlarının da yardımıyla aşağıdaki kullanıcı deneyimi peteğini oluşturmuş.
Kullanıcı deneyiminin farklı yüzlerini kapsayan teorinin basamakları şunlardan oluşuyor;

Kullanışlı : Uygulayıcılar olarak yöneticilerimizin çizdikleri çizgiler içinde kalarak tatmin olamayız. Ürünlerimizin ve sistemin nasıl kullanışlı olacağını soracak cesarete ve yaratıcılığa sahip olmalı, daha kullanışlı, yenilikçi çözümler belirlemeli ve bilgimizi bu yönde kullanmalıyız.
Kullanılabilir : Kullanım kolaylığı hayati önem taşır. Ancak ne arayüz odaklı metodlar ne de insan-bilgisayar etkileşimi perspektifi, web tasarımının bütün bileşenlerini göstermeye yetecek güce sahipler. Kısacası kullanılabilirlik gereklidir ama yeterli değildir.
Çekici: Verim arayışımız kimlik, marka ve diğer duygusal dizayn elementlerinin gücü ve değerinin getirdiği takdirle hafifletilmelidir.
Bulunabilir : Enerjimizi gezilebilir web siteleri yapmak ve nesneleri bulunabilir şekilde yerleştirebilmek için harcamalıyız. Kullanıcıların istediklerini bulmalarını sağlamalıyız.
Erişilebilir : Binalarımızda asansörler ve rampalar olduğu gibi, sitelerimiz de engelli insanlar tarafından kullanılabilir durumda olmalıdır. (Nüfusun %10′undan fazlasını engelliler oluşturur.) Bugün bu hem iyi bir iş, hem de etik olarak yapılması gereken bir davranıştır.
Güvenilir : Kullanıcıların, onlara anlattığımız şeylere inanması ya da güvenmesi üzerinde, dizayn elemanlarının büyük bir etkisi vardır.
Değerli : Siteler sponsorlarına bir değer katmalıdırlar. Kar amacı gütmeyen oluşumlarda, kullanıcı deneyimi görevi yükseltmelidir. Diğer şirketlerde ise, en alt seviyeden sisteme dahil olarak müşteri memnuniyetini geliştirmelidir.
Mobil Tasarımda Odaklanma
Mobil öncelikli tasarımın getirileri techradar.com yazarı Luke Wroblewski tarafından bir kaç başlık altında incelenmiş; Wreblowski’ye göre mobilite size büyümenin kapılarını açar, sizi odaklanmaya iter ve yeteneklerinizi geliştirir.
Büyüme konusundaki belki de en ilgi çekici istatistik Morgan Stanley Research’ün “Mobil İnternet Raporu”nda verilmiş. Rapora göre smartphone’ların PC marketini 2012′de geçeceği ve mobil internet kullanıcısı sayısının 2013′te üçe katlanarak bir milyara ulaşacağı öngörülüyor. Rakamlar yalnızca mobil büyüme rüzgarını arkanıza alarak web servislerinin mobil versiyonlarını geliştirme fırsatını değil, çok daha ileri düzeyde bir kullanıcı deneyimi yaratma şansını da işaret ediyor.
Örnek olarak Facebook’a mobil olarak erişen 100 milyonun üzerinde kullanıcı mevcut. Bu kullanıcıların site içerisindeki aktifliği mobil kullanmayanların iki katı.
Odaklanma
Mobil özelliklerin ilk bakışta birer dezavantajmış gibi gözükmesi normal bir durum. Ancak küçük ekranlar, düşük bağlantı hızları ve mobil cihazların kullanılış biçimleri, esasında iyi bir web dizaynı için çok güçlü katalizörlerdir. 480×320′lik bir alanda çalışırken, 1024×768 çözünürlükte sahip olduğunuz sahanın yüzde 80′ini kaybetmiş olursunuz.
Bu masaüstü yada dizüstünde kullandığınız içeriğin, navigasyonun ve interaktivitenin yüzde 80′ini kapı dışarı etmeniz demektir ki işin asıl güzel tarafı da burada yatıyor.
Kaybedilen bu kadar alan tasarım ekibini odaklanmaya zorlayacaktır. Ekranda yer alan her imgenin, iş ve müşteri için en önemli özelliklere sahip olmasına azami önem verilmesi kaçınılmazdır. Basitçe, sorgulanabilir ya da işe yaramaz en ufak bir şey için bile yeriniz yoktur. Sizin için en önemli olan aksiyonlar nelerdir, bunları bilmek zorunda kalırsınız.
Bunu yapabilmek için işinizin ve müşterilerinizin gerçekten neye ihtiyacı olduğunu bilmelisiniz. Ki bu da iyi bir tasarım demektir. İsteseniz de istemeseniz de mobil için tasarlamak sizi bu noktaya taşıyacaktır. Örneğin biletix’in web ve mobil tasarımlarına bakalım.
Sayfanın en önemli görevleri kullanıcıyı etkinliklerden haberdar etmek ve kolay bir şekilde bilet almasını sağlamak. Ziyaretçilerin büyük bir çoğunluğunun sadece bulunduğu şehirdeki ve en fazla 3-4 hafta sonraki etkinlikleri incelediği düşünülürse iki arayüz arasında oluşacak kullanıcı deneyimi farkı önceden kestirilebilir.
Eğer ilk olarak mobil için tasarlarsanız sizin için en dişe dokunur özellikler üzerinde mutabakata varırsınız. Sonrasında da aynı mantığı ürününüzün masaüstü versiyonuna geçirirsiniz. En önemli içeriklere ve özelliklere zaten karar vermişken, daha da fazla alanınız olduğu zaman bunlardan vazgeçmenizin bir sebebi kalmaz.
Elbette ki mobil ve masaüstü arasında temel açısından farklar mevcut. Ancak bir web servisinin çekirdek değeri, her ikisi için de aynıdır. Eğer bir tasarım ilk olarak mobil için yapıldıysa, son basamakta ortaya çıkacak ürün kullanıcı deneyimine odaklanmış, müşterilerine anahtar yapıdaki hizmetleri sunan bir dizayna sahip olacaktır. 320×480 piksellik bir alanda ilgisiz materyale yer yoktur. Önceliklendirme size kalmış.
Üyelik Formlarına Alternatifler
Luke Wroblewski “Sign Up Forms Must Die (Üyelik Formları Ölmeli)” sunumunda üyelik formuna üç alternatif sunuyor:
1. Web Servisleri
Kullanıcılarınıza üyelik formu doldurtmak yerine Facebook, Google veya Openid ile giriş yaptırtabilirsiniz.
Web servisi kullanarak;
- Hesap oluşturmayı oldukça kolaylaştırır;
- Kullanıcıların daha önce yaptıklarını tekrar yapmamalarını sağlar;
- Kullanıcılarınıza anında hazır bir deneyim sağlarsınız.
2. İletişim Araçları
Kullanıcılarınızın sürekli kullandıkları SMS veya E-posta gibi iletişim araçlarını kullanabilirsiniz. Dünyada günde 247 milyar e-posta, 4.1 milyar SMS ve 46.5 milyar anlık mesajlaşma iletisi gönderildiğini unutmayın.

Postereus’un sadece e-posta atarak üye olmanızı sağlayan sistemi %700′lük yıllık büyüme istatistiğinin önemli nedenlerinden biri.
3.Kademeli Geçiş
Kademeli geçiş yöntemi ile kullanıcılar üyelik formuna gerek kalmadan sitenin fonksiyonlarını kullandıktan sonra işlemi tamamlamak veya yaptıklarını kayıt etmek amaçlı bilgilerini giriyor.
Aile ağacını oluşturmaya yarayan Geni sistemin nasıl kullanılacağını daha üyelik formunda kullanıcıya anlatıyor.

Twitter’ın yeni üyelik formu kullanıcılara üyelik sonrası Twitter’ın nasıl kullanılabileceğini gösteren örnekler ile üyelik formu doldurma oranını %29 arttırdı.
Boşlukların Okunabilirlik Üzerindeki Etkileri
Okunabilirlik, web sitelerindeki metinlerin kullanıcı tarafından algılanma hızı ve seviyesini etkileyerek kullanıcı deneyimine doğrudan katkıda bulunan bir faktördür. Okunabilirlik deneyimini oluşturan elemanlar ise yazı tipi, yazı büyüklüğü, ön-arka plan arasındaki kontrast oranı gibi pek çok kalemde sıralanabilir.
Barbara Chaparro, J. Ryan Baker, A. Dawn Shaikh, Spring Hull ve Laurie Brady’in, okunabilirlik üzerine yaptıkları çalışma, kulanıcıların okuma alışkanlıkları, hızları ve algı oranları hakkında pek çok ilginç sonucu içeriyor. Test 10 erkek ve 10 kadın üniversite öğrencisi ile yapılmış. Katılımcıların %89′u hergün internet deneyimi yaşayan, %11′i ise haftanın bir kaç günü internet kullanan, web öncelikleri e-mail, mesajlaşma ve bilgi arama olan bir profil çiziyor. Online okuma alışkanlıklarına baktığımız zamansa, katılımcıların %11′inin haftada 24-40 saat, %26′sının haftada 7-24 saat, %63′ününse haftada 0-6 saatlik bir çevrimiçi okuma alışkanlığına sahip olduğunu görüyoruz.
Boşluklu Metin

Boşluksuz Metin

Çalışmada metini çevreleyen boşluk ve metin satırları arasındaki uzaklık değiştirilerek kullanıcıların algısı ve hızı test edildi. Test sonunda çevre boşluğu olmayan yazıların daha hızlı okunduğu ama metinde anlatılanların okuyucuya aktarılmasında düşüş yaşandığı görüldü.

Bu özel çalışmanın da gösterdiği gibi, içeriği tasarlarken gidilen yoldaki en ufak noktalar bile kullanıcı deneyimini etkilemekte. İlk bakışta önemsiz gibi görülen detaylar, büyük farklar yaratmanızda size yardımcı olabilir.

