
Dr. Susan Weinschenk, Neuro Web Design:What Makes Them Click adlı kitabında kullanıcıları ürününüzü almaya ikna etmek için onların sahip olduğu 3 beyine de hitap etmek gerektiğini anlatır. Önce beynin o 3 bölümünden bahsedelim:

Yeni beyin, bizi diğer hayvanlardan arayan farkındalığın yaşandığı yerdir. Bu bölüm mantıklı bir şekilde kararlar almamıza yardımcı olur,
Orta beyin duyguları kontrol eder,
Eski beyin hayatta kalmamızı sağlamak için etrafa sürekli şu üç soruyu sorar. 1. Yenir mi? 2. Tehlikeli mi? 3. Çiftleşebilir miyim?
Susan Weinschenk tasarımların yukarıda bahsedilen 3 bölüme de hitap etmesi gerekliğinden yola çıkarak şu tavsiyelerde bulunuyor:
1. Yeni beyne hitap edin, Kullanıcıların sizinle alışveriş yapmasının sebeplerini mantıksal bir şekilde açıklayın.
2. Orta beyne hitap edin, Duygusal bir ifade yaratmak için resimler ve cümleler kullanın.
3. Eski beyne hitap edin, Açlık ve korku gibi insanların en basit içgüdülerine hitap edin.


İngiltere’de Tealaf tarafından 16 yaşından büyük 2,223 kişi ile yapılan online tüketici davranışları araştırmasına göre tüketicilerin %53′ü yaptığı alışverişlerin yarıdan fazlasını web üzerinde gerçekleştirmiş.
Alışveriş yapan kullanıcıların %77’si web siteleriyle ilgili sorun yaşamış. Son iki yıldaki araştırmalarda çıkan %89 ve %86′lık oranlarla karşılaştırıldığında bir gelişme görünse de hala çok bir yüzde olarak karşımıza çıkıyor. Ankete katılan tüketicilerin %46’sı alışveriş sırasında web sitesinde bulunan sorunlar yüzünden alışverişi yarıda bırakmışlar. Bunun e-ticaret siteleri için tahmini olarak 11.2 milyar euro’luk bir kayba yol açtığı düşünülüyor. Sorun yaşayan kullanıcıların %40′ı sırf sorunlar yüzünden başka bir şirketten alışveriş yapabileceklerini belirtmişler.
Çalışmada dikkat çeken bir noktada, kullanıcıların firmalarla yaşadığı sıkıntıları sosyal ağlarda veya bloglarında paylaşma oranlarının bu yıl %13′e çıkması (2008′de %8). Kullanıcıların sadece %25′i firmayla direk iletişime geçme yolunu seçmekte (geçen yıl bu oran %29). Kullanıcılarda firmayla iletişime geçme yerine yaşadığı sorunu başkalarıyla paylaşma eğiliminin olduğunu çalışmadan çıkarabiliyoruz. Ayrıca kullanıcıların %74′ü bir şirketle ilgili web üzerinde okuduğu negatif yorumların alışveriş kararlarını etkilediğini belirtmişler.
Yaşanan sorun sonrası müşteri servisini arayan kullanıcıların %51′i sorunlarının çözülmediğini belirtiyor. Çözülmesinin en büyük sebebi ise %77 ile müşteri servisinde çalışan kişilerin konu hakkında bilgisizliği.
Çalışma sadece İngiltere’de bulunan tüketicileri kapsasa da sonuçları genellemek mümkün. Hala web üzerinden alışveriş yapmak kullanılabilir olmayan, kullanıcı odaklı tasarlanmamış arayüzlerle mücadele etmek anlamına geliyor. Sadece kullanılabilir arayüzlere sahip olmakta kullanıcı odaklı olmak anlamına da gelmiyor. Müşteri servisi ve satış sonrası destekte kullanıcı deneyiminin önemli bir parçası. Artan sosyal medya kullanımı markaların kullanıcılarla olan ilişkilerinde oldukça şeffaf bir dönemin göstergesi şeklinde.

Avusturya’dan Klagenfurt Universitesi araştırmacıları, kullanıcılara öneri sistemleri ile önerilen ürünlerin ilk sırada gösterilmesinin satın almaya olan etkisini belirlemeye çalışmışlar. Çalışmada ürün olarak seçilen çadır ve kameraların 14 özelliğini çıkarıp 72 öğrenciye hangilerinin en önemli olduğunu sorarak, çadır ve kamera alırken kullanıcıların önem verdiği noktalar çıkarılmış.
650 kişi ile yapılan ikinci testte ise kullanıcılara özellikleri farklı şekilde dağıtılan 6 tip çadır veya 6 tip kamera’dan rasgele seçilen 4′ü önerilmiş, kullanıcılardan bu ürünleri puanlamasını ve içlerinden birisini seçmesi istenmiş.
Çalışma sonucunda katılımcıların yatay olarak ilk sırada bulunan çadırı ve kamerayı diğerlerine göre 2.5 kat daha fazla seçtikleri ortaya çıkmış. Aşağıdaki grafikte siyah sütunlar ilk sırada bulunan ve seçilen ürünleri, beyaz sütunlarda diğer 3 sırada bulunup seçilen ürünlerin sayısını gösteriyor.

Kullanılabilirlik bültenine üye olun, e-postanıza her ay kullanılabilirlik, göz izleme ve tasarım içerikli bir e-posta (örnek bülten) gönderelim.